Harika Geçen Denizli Gezimizin Ardından
Adım Adım Denizli: Nilüferlerin Arasında Bir Kuş Cenneti Hikayesi
Geçtiğimiz pazar günü (28 Haziran), ANFOK olarak uzun zamandır ajandamızda olan ve üzerinde titizlikle çalıştığımız Denizli fotoğraf gezimizi gerçekleştirdik. Sabahın ilk ışıklarıyla Antalya’dan yola çıkarken içimizde harika kareler yakalayacağımıza dair güçlü bir his vardı. Yolculuk bittiğinde, dönüp arkama baktığımda şunu çok net gördüm: Programda ne yazıyorsa, neyi hedeflediysek her saniyesini birebir yaşadık. Hatta sahanın bize sunduğu sürprizlerle çok daha fazlasını heybemize koyduk.
Yazıya başlamadan önce, bu uzun yolda deklanşör peşinde koşan, sabahın erken saatlerinden gece dönüş yoluna kadar enerjisini bir an bile düşürmeyen ve sahadaki disipliniyle harika bir ekip ruhu yaratan tüm ANFOK üyelerimize yürekten teşekkür ederim. Biz büyük ve çok güzel bir aileyiz.
Gelin, o gün hafıza kartlarımıza ve anılarımıza neler kazımışız, gerçek sırasıyla beraber bakalım.
İlk Durak ve Günün Unutulmazı: Çivril Işıklı Göl’de Kuş Cenneti Sürprizi
Gezimizin ilk ve en büyük bombası, hepimizin hafızasından silinmeyecek o görsel şölen Çivril Işıklı Göl’de bizi bekliyordu. Teknelerimize binip göl yüzeyini bir halı gibi kaplayan o muazzam nilüfer çiçeklerinin arasına süzüldüğümüzde, sadece bir göl çekimine değil, adeta saklı kalmış bir kuş cennetinin tam ortasına adım attığımızı fark ettik.
Gölün üzeri de gökyüzü de tam anlamıyla cıvıl cıvıldı; kanat sesleri su sesine karışıyordu. Yüzlerce karabatağın su yüzeyinden aynı anda havalanışı, pelikan, ördekler ve martılar derken hepimiz vizörlerimize kilitlendik.
Ama fotoğrafçı olarak bize günün en büyük ödülünü, o asil canlılar verdi: Yavrularını sırtında taşıyarak büyük bir özen ve şefkatle besleyen Bahri (Tepeli Batağan) kuşları. Onları doğal yaşam alanlarında, o eşsiz anne/baba ve yavru ilişkisiyle fotoğraflayabilmek belgesel fotoğrafçılığı adına paha biçilemez bir tecrübeydi. Nilüferlerin yeşil ve beyaz tonları arasında, bu kuşların asil duruşu hepimizin hafıza kartlarını tam anlamıyla doldurdu.
İkinci Durak: Kaklık Mağarası’nın Yer Altı Dünyası
Gölün o açık ve ferah havasından sonra rotamızı yeryüzünün altındaki bambaşka bir dünyaya, Kaklık Mağarası’na çevirdik. Burası fotoğrafçı için ciddi bir sınav alanıdır. Bir yanda yer altı travertenlerinin oluşturduğu o eşsiz dokular, diğer yanda ışığın son derece kısıtlı ve zorlu olduğu bir atmosfer. Mağaranın içerisindeki o serinlik ve su sesleri eşliğinde, harika bir kompozisyon mesaisiyle yolculuğumuza devam ettik.
Üçüncü Durak ve Devasa Bir Kadraj: İnceğiz Kanyonu
Mağaranın loş ışığından çıkıp, gezimizin son durağı olan ve doğanın uçsuz bucaksız bir cömertlikle sergilendiği İnceğiz Kanyonu’na ulaştık. Kanyonun o devasa yapısını fotoğraflamak, geniş açı lenslerin sınırlarını zorlamak tam anlamıyla bir keyifti. Coğrafyanın büyüklüğü karşısında derinlik algısını doğru yönetmek ve o muazzam yeşille mavinin birleşimini kadraja sığdırmak için hepimiz en doğru açıyı yakalamaya çalıştık. Kanyon, manzara fotoğrafçılığı açısından arşivimize çok güçlü kapanış kareleri kazandırdı.
Heybede Zengin Bir Arşivle Antalya’ya Dönüş
Günün sonunda, güneş yavaş yavaş çekilirken hepimizin yüzünde yorgunluktan ziyade, çok özel anlara tanıklık etmiş olmanın verdiği o tatlı gurur ve mutluluk vardı. ANFOK arşivine sadece manzara değil, çok zengin belgesel ve doğa kareleri ekleyerek Antalya’ya döndük.
Bu güzel yolculukta sahada emeğini ve dostluğunu esirgemeyen tüm arkadaşlarıma tekrar yürekten teşekkür ederim. Herkesin eline, emeğine, gözüne sağlık.
Denizli’nin o güzel enerjisini ve yorgunluğunu üzerimizden atmadan, şimdi önümüzde çok daha teknik ve yoğun bir rota var: 5 Temmuz Konya seyahati! Tınaztepe’nin ışık süzülmelerinden Tuz Gölü’nün sonsuz yansımalarına uzanacağımız o yeni macera için hazırlıklara şimdiden başlayalım.
Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere!
Aykut Sarıyıldız
ANFOK Kurucu Başkanı
![]()

